'Paslanmaz çelik' adı, bu malzemenin hiçbir koşulda korozyona uğramayacağı izlenimini verir; bu tam olarak doğru değildir. Doğru terim 'korozyona son derece dirençli'dir. Doğru koşullarda bu direnç neredeyse sınırsız görünür, ama yanlış ortam ve yanlış kalite seçimiyle paslanmaz çelik de zamanla zarar görebilir.
Paslanmaz çeliğin sırrı, içerdiği krom (genelde en az %10,5) oranının, çeliğin yüzeyinde havadaki oksijenle reaksiyona girip ince, görünmez bir krom oksit tabakası oluşturmasıdır. Bu tabaka, alttaki demiri oksijen ve nemle temastan izole eder.
Yüzey çizilse veya aşınsa bile, krom havayla tekrar temas ettiği anda tabaka kendini yeniden oluşturur; bu yüzden 'pasif' (kendini onaran) tabaka olarak adlandırılır.
Pasif tabaka; yoğun klorür maruziyeti (deniz suyu, tuz, bazı temizlik kimyasalları), sürekli mekanik aşınma veya yanlış kalite seçimi (örneğin klorürlü ortamda 304 kullanmak) durumunda yetersiz kalabilir. Ortaya çıkan noktasal korozyon (pitting), malzemenin genel olarak paslandığı anlamına gelmez; genelde yanlış kalite/ortam eşleşmesinin sonucudur.
Krom oranı arttıkça, ve molibden gibi ek elementler eklendikçe, pasif tabakanın direnci de artar. Bu yüzden 316 gibi molibdenli kaliteler, klorürlü ortamda 304'e göre çok daha uzun ömürlü olur. Doğru uygulamada doğru kalite kodunu seçmek, çelik kadar önemlidir.
Hayır, kelimenin tam anlamıyla değil. Doğru kalite ve ortam eşleşmesinde korozyon direnci pratikte çok yüksektir, ama yanlış ortamda (özellikle klorürlü) her paslanmaz çelik zamanla etkilenebilir.
Genelde hayır: pasif krom oksit tabakası kendini yeniden oluşturur. Ancak sürekli aşınma veya agresif kimyasal temasla birlikteyse, tabakanın yeniden oluşma hızı yetersiz kalabilir.